Meleklerle yaşam sizin için hazırlanan bir sistemdir.

Melekler nelerdir: Melekler spiritüel ışık varlıklarıdır. Angel sözcüğü Yunanca “Kanatlı Haberci” anlamındaki Angelos kelimesinden gelir. Çünkü meleklerin en önemli görevlerinden birisi Tanrı ve insanlar arasında mesaj taşımaktır.

Melek kavramı kadimdir. Erken dönem dinlerinin pek çoğunda, bu dünya ve tanrılar diyarı arasında özgürce seyehat eden varlıklar olduğuna inanılır.

 

Yahudi efsaneleri bize meleklerin Yaradılışın ikinci gününde var edildiklerini anlatır. Bilinen en eski melek çizimi Ur kentindeki altı bin yıllık bir dikilitaşta bulunmaktadır. Burada kanatlı bir figür, bir kralın elindeki kupaya su dökmektedir.

 

Yine Mezepotamyadaki yarı insan yarı hayvan, kanatlı kızıl akbabalar da başka bir örnektir. Kızıl akbabalar Asurlularda “Cherub” (Cherubim-Melek çocuklar) olarak düşünülür.

 

İnsan ya da aslan yüzüne, boğa, kartal ya da sfenks vücuduna sahip tuhaf figürlerdir. Bu figürler, astrolojinin meleklerle olan yakın ilişkisini de gösterir; çünkü kızıl akbabalar gündönümlerini ve ekinoksları belirten Zodyak burcunu da kapsarlar. Boğa burcunun Boğası (ilkbahar ekinoksu), Aslan burcunun Aslanı (yaz gündönümü)

 

, Akrep burcunun Kartalı (sonbahar ekinoksu) ve Kova burcunun Su taşıyanı (kış gündönümü)

 

Mısır tanrıçası Neftis, sıklıkla kanatlı bir figür olarak resmedildi. Eski Mısırlılar, herkesin görünmez bir çifti olduğuna inanıyorlardı.

 

Ka denilen bu iş, büyük olasılıkla kişinin ruhuydu ancak bir erken dönem koruyucu melek formu da olmaıs mümkündür. He ne kadar kanatlar meleklerin en belirgin niteliği olarak anlaşılsa da meleklerin muhakkak kanatları olacak diye bir zorunluluk yoktur. Aslında impa18 rator Konstantin dönemine değin, melekler arzı endam ettikleri zaman kanatlı tasvir edilmediler. Ortaçağ ve rönesans ressamları, meleklerin spiritüel güçlerini ve ayrıca cennet ve yerküre arasında aniden hareketlenme yeteneklerini sembolize edebilmek adına tablolarında kanat kullandılar. İranlı nebi Zerdüşt (MÖ 6 yüzyıl) Zerdüştlük isminde bir din oluşturdu. Bugün İran ve batı Hindistan’da halen Zerdüştlüğü benimseyen iki üç bin civarında kişi bulunmaktadır. Zerdüştlük varlığı bilinen en eski dindir ve bu dinde üç mertebede melekler bulunur. Amesha Spentas (İyiliksever Ölümsüzler), Fravashis (Koruyucu Melekler) ve Yazata (Melekler). Bu melekler bile, ilk “gerçek” melekler değildiler. Zerdüşt daha erken dönemlerde varlığı bilinen çeşitli tanrısal varlıkları da benimsedi, bunların arasında erken dönem tanrılarının melekleri, Sukali de bulunuyordu. Zerdüşt meleklerinin yarattığı etki üzerinde önemle durmamak hata olur. Öyle ki Museviliğin melekleri, Zerdüşt’ün oluşturduğu kozmoloji sistemine dayanmaktaydı. Sonrasında da Hıristiyanlık, melek kozmolojisini Musevi geleneğinden seçimler yaparak biçimlendirdi. Böylece hem Musevi hem de Hıristiyan geleneği, İslam dininin melek çalışmaları konusunda etkili oldu. Bu dinlerin meleklere bakışında büyük farklılıklar olsa da, tümünde de melekler, dini inanış ve imanın şartlarının muazzam bir bölümünü oluştururlar. Musevi Kabala geleneği melekler konusunda bizlere değerli bir kaynak sunar. Geleneğin izleri milattan önce birinci yüzyıla değin sürülüyor olsa da, en mühim metinler on ikinci ve on üçüncü yüzyılda yazılmıştır. Zohar ve Book of Raziel (Raziel Kitabı) de bu metinler arasındadır. Efsaneye göre Tanrı meleklerine Kabala’yı öğretir. Melek Raziel ise Kabala’yı Hz. Adem’e öğretir ki Tanrı’ya geri dönen yolu keşfetsin. Kabala öğretisinde, melekler evreni bir denge halinde tutan İlahi enerjilerin parçasıdır. Melekler İncil’de çeşitli formlarda ortaya çıkarlar. Kimi zaman insan varlığı olarak, (Genesis, (Yaradılış) 18;32:10-13; Joshua (Yeşu) 5:13-15, Judges (Hakimler) 13:1-5) belirirler. Exodus (Mısır’dan Çıkış) 3’te bir melek alevli bir çalı biçiminde görünür. Cherublar’da bariz bir biçimde görünürler ve iki tanesi Kutsal Ahit Sandığı’nda (Exodus-Mısır’dan Çıkış 25) tasvir edilmişlerdir. Michael ve Gabriel, İncil’de isimleriyle bahsedilen yegane iki melektir.M Melek Raphael’e Tobit Kitabı’nda değinilir. Uriel ise Birinci Enoch Kitabı’nda ve İkinci Esdras’ta bulunabilir. Tobit ve İkinci Esdras kitapları Protestan İncili’nden çıkarılan on beş Apokrif kitap (bkz:Apokrif) arasında bulunmaktadır. Erken dönem Hıristiyanlık metinlerinin büyük çoğunluğu İncil’den çıkarılmıştır. Bu metinler geleneklere uygun olmayan ya da sahte veya taklit (pseudepigraphical) yazılar olarak adlandırılır. Gospel of Barnabas (Barnabas İncili), Apocalypse of Abraham (İbrahim Apokalisi), Apocalypse of Paul (Yeni Ahit 19 Apokalisi), Book of Adam and Eve (Adem ve Havva Eski Ahit Apokrif Kitabı), The Book of Jubiles (Hanok’un Jübileler Kitabı) ve Gospel of Peter (Peter Gospel’i) bu metinler arasındadır. Bu kitaplar melekler hakkında muazzam bilgi içerirler ve bu bilgilere, bu kitapta sıkça rastlayacaksınız. Meleklere ilgi duyan kişilerin şimdiye kadar başvurdukları kitapların en önemlileri Üç Enoch (Enoş) Kitabı’dır (MÖ ikinci yüzyıl). Hıristiyanlıktaki melekler, özellikle de düşmüş melekler hakkındaki en önemli bilgi kaynakları bunlardır. Enoch yazmaları Kitab-ı Mukaddes’ten çıkartılmış olsalar da Enoch’un fikirlerinin ve hikayelerinin bir çoğu İncil’de halen bulunmaktadır. Örneğin; John Gospel’indeki iyi yürekli çobanlar tarafından kurtarılan kuzu meseli Enoch yazmalarında orijinal haliyle bulunmaktadır. Teosophical Society (Teozifi Derneği) kurucusu Madam Helena Blavatsky, Esinleme’nin St. John the Divine bölümünün “Enoch Kitabı’nın bütünlüklü fakat düzeltilmiş bir versiyonu” olduğunu iddia eder (H.P.Balatsky, The Secret Doctrine, Bölüm IV,65) Melek çalışmaları yapanlar için bir diğer önemli kaynak da beşinci yüzyılın sonları veya altıncı yüzyılın başlarında yazılmış Areopagite (Areopagus Konsülünün üyesi) Dionysius’un The Celestial Hierarchy (Göksel Hiyerarşi) adındaki kitabıdır. Bu meçhul yazar en iyi bilinen melek aşama düzenini yaratmıştı. On üçüncü yüzyılda St. Thomas Aquinas (1225-1274) Summa Theologiae (1266-1273) adlı eserinde Dionysius aşama düzenini kullandı. St. Thomas Aquinas melekleri “Saf Zeka” olarak addetti ve Aquinas’ın ömrü boyunca melekler insanların günlük yaşamlarının bir parçası oldu. Melek ilmi Paris Üniversitesi teoloji müfredatının zorunlu dersiydi ve Giovanni Bonaventure (Seraphic Doctor [Melek Doktoru] gibi bilginler, öğrencilerin bilgi açlığını dindirmek için muazzam sayıda metin yazdılar. Ortaçağ büyü kitapları da melekler ve şeytanlar hakkında zengin bilgiler içerir. Bu sihir kitapları büyücülerin melek ve şeytan çağırma yöntemleriyle yakından ilgilidir. “The Lesser Key of Solomon” ya da daha çok bilinen adıyla “Lemegeton” (Yanlış biçimde Kral Süleyman’a atfedilen “The Greater Key of Solomon” isimli 14. ya da 15. yüzyıl büyü kitabının ilham verdiği 17. yüzyıl büyü kitabı; aslında süreç içinde “Süleyman’ın Anahtarı” ismiyle Türkçeye çevrilebilecek farklı versiyonlar ve çeviriler de meydana çıktı) bu büyü kitaplarının en meşhurlarından biridir. “The Lemegeton”u oluşturan beş kitaptan ilki ilki olan “The Goetia” yetmiş iki iblisi ya da kötü ruhu yakından ele alır. İkinci kitap olan “The Theuirgia-Goetia” farklı farklı ruhani varlıklarla ilgilidir. Son üç kitapsa melekler ve iyi ruhani varlıklarla ilgilidir. Johannes Trithemius, Cornelius Agrippa, Peter de Abano ve Dr. John Dee, bu büyü kitaplarındaki metinlere değer veren ve görünen o ki uygulamaları da başarıyla hayata geçiren büyücülerden sadece birkaç tanesidir. Dr. John Dee (1527-1608), Elizabeth döneminin en meşhur büyücüsüydü ve kristal kürenin başında duran yardımcısıyla birliket meleklerle neredeyse her gün iletişim kurup ayrıntılı raporlar tuttu. John Dee’nin yazdığı “Spiritual Diares” (Spiritüel Günlükler), bu karşılaşmaların ayrıntılı kayıtlarını içerir. İsveçli bilim insanı ve mistiği Emmanuel Swedenborg da (1688-1772) meleklerle düzenli iletişim kurdu ve tecrübeleri hakkında birçok kitap yazdı. Swedenborg melekleri görüp konuşmakla kalmıyor, cennet ve cehenneme doğru serbestçe yolculuk da yapabiliyordu. Ona göre her melek, melek olmadan önce yeryüzünde insan formunda yaşamıştı. “Heaven and Hell” (Cennet ve Cehennem) ve sekiz ciltlik “Arcana Coeliste”nında aralarında bulunduğu pek çok kitapta, meleklerle yaşadığı deneyimleri yazdı. Swedenborg kendinden sonraki düşünürleri de derinden etkiledi. Ralph Waldo Emerson ve William Blake de bu düşünürlerin bazılarıdır. İngiliz şair ve çizer William Blake (1757-1827) yaşamı boyunca melekleri gördü. Güney Londra’da Peckham Rye yolunda, meleklerle kaplı bir ağaç gördüğünde dokuz yaşındaydı. William’ın küçük erkek kardeşi Robert Blake, William Blake yirmi dokuz yaşındayken hayatını kaybetti. Küçük William, kardeşinin ruhunun bedeninden ayrılışını gördü ve göğe yükbelirken neşe ve mutlulukla el çırpışını anlattı. William Blake hayatının geri kalanı boyunca melek vizyonları almaya devam etti. Blake, yaşadığı etkileyici bir melek iletişimini de günlüğünde yazdı. İşi gereği bir kitabın çizimlerini yapması istenmişti ve melek resmi çizmeye çabalıyordu. Yılmış bir halde, “Kim bir melek çizebilir ki?” diye bağırdığında aniden bir cevap geldi: “Michelangelo.” “Nereden biliyorsun?” diye sordu Blake. “Biliyorum çünkü ona modellik yaptım. Ben Başmelek Gabriel.” Blake şaşkındı fakat tam olarak ikna olmamıştı. Ses belki de kötücül bir ruhtan geliyordu. Sesin kötü bir ruh olabileceğini dile getirdi. “Kötü bir ruh bunu yapabilir mi?” diye cevap verdi ses, Geniş kanatlı parlak bir biçim Blake’in stüdyosunda cismani oldu. Saf ışık yayıyordu. Melek büyüdü dü büyüdü ve sonunda Blake’in stüdyosunun çatısı açıldı ve Gabriel cennete yükseldi. Blake’in günlüğüne göre sonrasında Gabriel “evreni hareket ettirdi”. Maalesef bu cümlesine açıklık kazardıramıyor fakat mutlak surette Başmelek Gabriel’i görmüş olduğuna ikna olduğunu da yazıyordu. Antropozofi (Anthroposophy) Derneği Avusturyalı filozof Rudolf Steiner (1861-1925) tarafından kurulan ve ruhani bilim olarak da anılan antropozofi ile, ruhani fenomenleri, doğa bilimlerinin fiziki dünyayı araştırdığı ve tanımladığı keskinlik ve açıklıkta araştırmayı ve tanımlamayı hedefleyen bir girişimdir. Avusturyalı felsefeci Rudolf Steiner ise, bir başka önsezili kişidir. Steiner, 21 meleklerle telepati yoluyla iletişim kurmaya sekiz yaşında başladı. Yetişkinliğinde kendi melek kozmolojisini geliştirdi ve Başmelek Michael ile yakından bağlantı kurdu. Rudolf Steiner hepimizin bir kuruyucu melek tarafından korunup yol gösterildiğimizi düşünüyordu. Bu meleğin, gençken üzerimizde büyük etkisi vardı ancak koruyuu meleğimiz hatalarımızdan ders almayı öğrenmemiz için yetişkinlik zamanımızda kendini geri çekiyordu. 1924 yılında Bethelda denilen bir melek, iletişime öncü bir teozofist ve duru görür olan Geoffrey Hodson’la (1886-1983) iletişime geçti. Hadson’un bu karşılaşmalardan öğrendiği bil-gilerse yazdığı beş kitabın konusunu oluşturdu. Meleklerin popülaritesi, onsekizinci yüzyılda, Aydınlanma Çağı’nda azaldı. Elbette bu şaşırtıcı değildi; insanlar daha önce inanç dolayımıyla kabullendikleri konularla ilgili bilimsel kanıt talep etmeye başlamışlardı. Altmış yıl öncesi gibi erken bir tarihte dahi melekler, anokranizm olarak düşünülüyordu. 1943 yılında Amerikan filozof Mortimer Adler’e, Batı medeniyetinin büyük fikirleri üzerine yazılan bir kitaba bir makaleyle katkıda bilinması teklifi geldi. Adler konuyla ilgili yapılan yazı işleri panelinde, melekler hakkında bir makale yazacağını söylediğinde bir şaşkınlık fırtınası koptu ve filozofun başka bir konu seçmesi istendi. Adler ısrarcıydı ve makalesi layıkıyla yayınlandı. Sözü geçen makale ve otuz yıl sonra yazdığı kitap “The Angels and Us” (Melekler ve Biz), meleklerin bugünkü popülaritesinin de müjdecisi oldu. Görünen o ki melekler de her şeyin farkında; bugün melek karşılaşmaları hiç olmadığı kadar çok sayıda ve meleklerle iletişime geçme üzerine yazılan kitap sayılarındaki, DVD’lerdeki ve seminerlerdeki artış, konuya ilginin giderek arttığını gösteriyor. Yirminci yüzyıldaki, Yeni Çağ hareketi meleklere karşı yeni bir ilgi uyandırdı ve bugün her zamankinden çok daha fazla sayıda insan, melek alemiyle düzenli olarak iletişime geçiyor. Orada Kaç Melek Var? Bu kitap üzerine çalışmaya başladığımda melekler hakkında makul bilgiye sahip olduğumu sanıyordum. Ancak konuyuaraştırıp, yıllar boyunca kaç meleğin isimlendirildiğini keşfedince fikrim mecburen değişti. Tüm bu bilgiyi açığa çıkartmaksa yorucu fakat her daim heyecan verici bir işti. Peki orada kaç melek var? Mantıklı cevap; “Gerektiği kadar.” Ancak insanlar bu cevapla asla tatmin olmazlar. Daniel’in (Danyal Peygamber) yüz milyon melek olduğuna dair bir önsezisi oldu. “ Bin kere bin tanesi ona hizmet ediyor, on bin kere onbin tanesi önünden yürüyordu” (Daniel 7:10) Peygamber Enoch da cenneti ziyaret etti ve “sayılamaz kadır çok, binler kere binlerce, on bin kere on binlerce meleği” 22 gördü. Zohan kitabı, Yaradılış’ın ikinci gününde, altı yüz melek yaratıldığını yazar ve ardından çeşitli gereklilikler üzerine başka melekler de yaratıldığını ekler. Cenneteki meleklerin sayısı üzerine yapılan tartışmalar, orta çağlarda doruk noktasına ulaştı. Dominik rahibi ve St. Thomas Aquinas’ın hocası Albertus Magnus, her dokuz korodaki meleklerin hir birinin 66,666 alayı olduğunu söyledi; bu da neredeyse 4 milyar melek yapıyordu. O zamanın diğer bilginleri biraz daha ölçülü bir sayıda karar kıldılar: 301,655,722. Ben yine de sorunun cevabının “gerektiği kadar” olduğunu düşünüyorum. Meleklere olan ilginizin ne olabileceğine bakılmaksızın bu kitapta bugünle ilintili meleklere yer vermeye çalıştım. İslam’ın, Hıristiyanlığın, Museviliğin ve Zerdüştlüğün melekleri burada kapsandı; örneğin sihircilerin çağırdıkları melekler de unutulmadı. Bununla birlikte bir grup meleği çeşitli sebepler dolayısıyla kitaba bilerek dahil etmedim. Enoch melekleri oldukça özel ve karmaşık bir gruptur. Bu meleklerin tümünü kitaba dahil etmek sayfaları iki katına çıkaracağı için onların Enoch sihirlerini konu alan ayrı bir kitapta incelenmeleri daha iyi olur. Aynı sebepten ötürü, Dr. Dee’nin sisteminden sadece önemli birkaç meleği dahil ettim. Çoğu meleğin sadece adı biliniyor. Sadece isimleri anıp, yanında hiçbir bilgi sunmamak yersiz olacağı için onları da kitaba almadım. Yine büyük ihtimalle hiç varolmumış melekler de kitap dışı kaldı. Bu melekler çeşitli isimlerin sonuna “el” getirilerek insanlar tarafından oluşturulunlardı. Çoğu kişi yüksek ihtimal, bu kitabı kaynak olarak kullanacak fakat; ümit ederim ki diğerleri de tamamını gözden geçirip kendilerine hitap eden başlıkları okuyacak. Umarım kitabı beğenir, hem bilgi hem keyif alırsınız. Meleklerin Dili / The language of angels